Batı arafta, dünya karmakarışık

  • Mayıs 2020

Batı dünyası belirsizlik ve karmaşa içinde. Dünyada en fazla nükleer ve konvansiyonel silaha sahip, her şeye kadir ABD bir “saldırı” karşısında afallamış/bunalmış görünüyor. ABD Silahlı Kuvvetleri’ne; “bulunduğu yerde görevlerini yapamaz hale gelmesi durumunda, en üst düzey yönetim kademesini güvenli bir yere götürmesi” yönünde emir verildi. Avrupalı müttefikler de aynı şekilde harap durumda gözüküyor. Peki ne oldu? Düşmanları Batı dünyasına nükleer ve konvansiyonel silahlarla müşterek bir sürpriz saldırı mı düzenledi? Ve Batı hava savunma sistemleri fırlatılan bu füzeleri radarlarında göremediler mi? Hayır öyle değil, tabii ki hayır!

O zaman Batı dünyasına kim saldırıyor?  Gezegenimiz, hava savunma sistemlerimizi bozan görünmez silahlara sahip uzaylı güçler tarafından saldırıya uğramadı. New York sokaklarında tuhaf ekipmanlarıyla dolaşan ve insanoğlunun yaptığı silahları devre dışı bırakan yaratıklara da rastlamadık. Herhangi bir devletin silahla birilerini öldürdüğünü veya yaraladığını da duymadık. Ama hastanelerde veya evlerinde çok sayıda insanın perişanlık ve çaresizlik içinde öldüğüne tanık oluyoruz ki, bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana hiç duyulmamış bir durum. Peki neyle karşı karşıyayız? Salgının Batı’da sebep olduğu felaket Batı üstünlüğünün ani bir sona yaklaştığı yorumlarına neden oldu. Birbirleri üzerinde üstünlük kurmak amacıyla mücadeleye tutuşmuş olan devletlerin dünyayı çok kutupluluğa sürüklediği bir zamanda patlak veren bu salgının hem siyasi hem de ekonomik anlamda dünyayı kökünden sarsması ihtimali yüksek. Kimileri şimdiden Batı hâkimiyetinin her açıdan sona erdiği hükmünü verirken diğerleri ise tartışmada temkinli tarafta yer alıyor.

Batı basınını dikkatle incelediğimizde şu anki krizin bazı sancılı tartışmaları doğuracağını ve Batı’da büyük ihtimalle hararetli tartışmalara neden olacağını anlıyoruz. Kaliforniya gibi dünyanın en varlıklı ülkelerin birinde doğru düzgün bir sağlık sigortasına sahip olmadığı için 17 yaşında bir genç ölüyorsa bunun, bütüncül bir sistem olarak neoliberal ekonomi kavramına yönelik eleştiri patlamasına ve belki de protestolara yol açmaması çok düşük bir ihtimal. Özellikle virüsün ABD’de Siyahi ve Latin nüfusu, yani Amerikan halkının alt tabakasını öldürdüğü düşünülürse… Uluslararası anlamda salgın, Çin’in dünya meselelerinde daha çok söz sahibi olduğu yeni bir siyasi durumun önünü açabilir. Salgınla beraber dünyada korumacı politikalar yaygınlaştığı takdirde, Çin’in ekonomik mucizesinin belkemiği olan imalat sanayisinin bundan olumsuz etkilenme ihtimali karşı önerme olarak ortaya atılabilir. Şayet salgın sonucunda Çin, dünya liderliğini ele geçirecekse, bu, ne kadar zaman alır? Fiiliyatta bunun anlamı ne olur? Bunlar, gelecek yıllarda cevaplanması gereken sorular.

 Ancak şunu rahatça söyleyebiliriz ki ABD’nin egemenliği ciddi bir darbe almıştır ve büyük olasılıkla önümüzdeki yıllarda zayıflamaya devam edecektir.

Peki ya AB? AB, bu sefer de önderlik ve/veya birlik görüntüsü veremedi. Birlik, 2008’de patlak veren mali ve ekonomik krizle baş edememişti; çünkü AB politikaları her zaman milli çıkarlara mağlup olduğundan ve tek tek devletlerin milli çıkarları ortak politikalara her zaman üstün geldiğinden üye ülkeler mahvolmuştu. Bu kez AB içindeki durum 2008 krizi zamanındakinden daha kötü olmasa da en az o zamanki kadar kötü. Öyle ki, AB bırakın salgından en çok etkilenen İtalya ve İspanya gibi üyelerinin yardımlarına koşmayı, bu ülkeleri tamamen yüz üstü bırakmış durumda. Bütün AB üyeleri kendi krizlerine yoğunlaşmış haldeler.Mali ve ekonomik kriz bir tür birleşik Avrupa devletine ulaşmak amaçlı ileri entegrasyon sürecini yavaşlatmıştı. Arkasından salgının gelmesi, belki de bu sürece son darbeyi indirecek. İmkansız olmasa da AB’nin bundan sonra siyasi birliğe yönelmesi çok zor; hatta ortak para biriminin bile ciddi eleştirilere tabi tutulacağını söylemek pek de yanlış olmaz. Öte yandan AB’nin toptan çatırdayarak çökeceğini söylemek için ise henüz erken olabilir.