Devlet kapitalizmi başlayabilir

  • Mayıs 2020

Kabul edelim; küresel ekonomi, koronavirüs ortaya çıkmadan önce de halihazırda bazı ciddi sorunlarla karşı karşıyaydı. Korumacı ticaret politikaları, ülkelerin endişe verici borç yığınları, Brexit, piyasalarda durgunluk korkuları, bölgesel çatışmalar bu sorunların yalnızca birkaçı. Tüm bunlara rağmen 2020’de küresel GSYİH’nin en kötü ihtimalle yüzde 2,5 seviyelerine ulaşmasını bekliyorduk.  Fakat koronavirüs, dünyaya bir bomba gibi düşerek bize zaaflarımızı hatırlattı ve bu zaafların hayal değil gerçek olduğunu gösterdi. Verili koşullarda dünya ekonomisi, 2020’yi büyük ihtimalle yüzde 1,5’luk bir daralmayla bitirecek. Bu durumda ABD, Avro Bölgesi ve Türkiye de sırasıyla yüzde 2,5, yüzde 4,5 ve yüzde 0,5 oranında küçülecektir. Kısacası 2020 kayıp bir yıl olmuş olacak.

Koronavirüs salgını, ekonomik ve siyasi anlamda bir dönüm noktası olacak. Dünya olarak insanların, ülkelerin ve sistemlerin ilişkilerini gözden geçireceği yeni bir çağa giriyoruz. Ülkelerin sahip oldukları hükümet sistemlerini yeniden ele alacağı görülüyor. Kapitalizm, sorunlarını çözmekte zorlanıyor ve merkez bankaları gibi kurumlar görünür bir şekilde güç kaybediyor.  Gelecekte “Devlet Kapitalizmi” gündeme gelebilir.

Başka bir deyişle bazı hükümetlerin vatandaşlarına “İş bulma konusunu kafaya takmayın. O iş bizde. Siz boş zamanlarınızda spor, sanat veya kültürel faaliyetlerinin keyfini çıkarın.” diyeceği ve bu vaatlerini insanları kamulaştırdığı şirketlerde istihdam ederek gerçekleştireceği yeni bir döneme giriyor olabiliriz. Bu yeni dönemde devlet, “blokzincir” teknolojisini kullanarak insanların yasama ve yürütme süreçlerine dair fikirlerini dahi alabilir. Böylece parlamentolara ihtiyaç kalmaz. İnsanlar, onaylı akıllı cihazları aracılığıyla oy kullanarak devletleri yönetebilir. Tıpkı vatandaşların amfi tiyatrolarda toplanarak oylama yaptığı Antik Yunan şehir devletlerindeki gibi… Bu da vatandaşların parlamenter temsilci seçmeden, doğrudan demokrasiye katılması demektir. Fakat bunun çoğunluk diktasının önünü açma ihtimali de vardır. 

Bazı kesimler liberalizm çöküyor mu diye merak ediyor. Liberalizm, ne olursa olsun çökmeyecektir. Çünkü evvela ne liberalizm ne de kolektivizm düzgün bir şekilde hayata geçirilebilmiştir. Bunları “bitik sistemler” olarak adlandırmak doğru olmayacaktır. Zira iki sistem de devletler tarafından gerçek anlamıyla kullanılamamış, hükümetlerin sürekli müdahaleleri nedeniyle büyük zararlar görmüştür. Devletlerce engellenen liberalizm, kapitalizme köle edilmiştir. Liberalizmi de kolektivizmi de hırs ve aç gözlülük uğruna feda ettik.

Salgın krizi sonucunda ticari kuralların köklü değişikliklere uğrayacağını ise düşünmüyorum. Buna karşın çeşitli yöntemsel değişiklikler kesinlikle ufukta gözüküyor. Hatta belki de ürünler artık fiziksel olarak dükkanlarda yer almayacak; onun yerine e-ticaret yoluyla müşterilerin evlerine teslim edilecek.  İşlerin aksaması ve değerli insan kaynaklarının kaybedilmesi yeni bir yapının oluşturulmasına yol açacak. Bu yapı, herkes tarafından “yeni normal” olarak görülecek. Birçok şirket, artık “binlerce insan çalıştırmanın” övünülecek bir şey olmadığını kavramış olmalı. Aslında bir şirketin yapması gereken her zaman insan kaynaklarının niteliğini artırmaya çalışması ve iş faaliyetinin her adımında dijitalleşmeye gitmesidir. Bu gerçekliğin en sancılı sonucu, Türk iş insanlarının büyük zorluklarla karşı karşıya kalması olacak.

Piyasalara gelirsek… Bu durgunluk kâbusu ve petrol fiyatlarındaki düşüşün ana nedenleri bir noktada ortadan kalkacak. Eğer salgın ABD’de daha da kötüleşmezse Dowjones borsasının istikrara kavuşacağı muhtemel gözüküyor. Para ve sermaye piyasalarının kötü veya iyi yönlü gelişmeleri diğer piyasalardan daha önce hissetmesini, dolayısıyla buna göre önlemler almasını bekliyorum. Dolayısıyla piyasalarda sert düşüşler yaşanması pek öngörülmüyor. Tabii ilerleyen aylarda daha ölümcül bir ikinci salgın dalgası gelmezse… Ama unutmayalım ki aşağı yönlü eğilim de hâlâ sürüyor.