Dönülmez eşikteyiz!

  • Mayıs 2020

İklim değişikliğiyle mücadele; Paris Antlaşması’na göre 2020 itibariyle resmen başladı. Bilim insanlarının uyarı üstüne uyarı yaptığı, bir an önce adımlar atılması gerektiğini vurguladıkları küresel ısınmanın sonuçları ne olacak? Sera gazının etkisi ne? Dünyayı kurtarmak hala mümkün mü?

Petrol ve kömür gibi fosil yakıtların tüketimi, endüstriyel ve tarımsal faaliyetler sonucu atmosferde karbondioksit gibi sera gazlarının artması ile meydana gelen küresel ısınma iklim değişikliğine neden oluyor. Dünya Meteoroloji Örgütü verilerine göre atmosferdeki karbondioksit ve diğer sera gazlarının yoğunluğu 2018’de son on yılın ortalaması üzerinde seyretti. Umutlar, 2016’da imzalanan ve 2020’de mücadeleyi resmen başlatan Paris Anlaşması’nda…

2020 sonrası iklim değişikliği rejiminin çerçevesini oluşturan Paris Anlaşması, 2015 yılında Paris’te düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 21. Taraflar Konferansı’nda kabul edildi. Anlaşma, 5 Ekim 2016 itibariyle, küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 55’ini oluşturan en az 55 tarafın anlaşmayı onaylaması koşulunun karşılanması sonucunda, 4 Kasım 2016 itibariyle yürürlüğe girdi. Paris Anlaşması’nın, BMİDÇŞ ile karşılaştırıldığında en belirgin özelliği, tüm ülkelerin katkılarına dayanacak bir sistem öngörülmesiydi. 2020 sonrası süreçte, iklim değişikliği tehlikesine karşı küresel sosyo/ekonomik dayanıklılığın güçlendirilmesini hedefleyen Paris Anlaşması, endüstriyelleşme öncesi döneme kıyasla küresel sıcaklık artışını 2 derecenin olabildiğince altında tutulmasını hedefliyor. Bu hedef fosil yakıt (petrol, kömür) kullanımının tedricen azaltılması ve yenilenebilir enerjiye dönüşü gerektiriyor.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ NEDİR?

Dünyada ortalama sıcaklık yaklaşık 15 derece. Ancak geçmişte ortalama sıcaklığın bunun çok üzerine çıktığı ya da çok altında kaldığı dönemler de oldu. Bilim insanları, sıcaklıkların sera gazı etkisi nedeniyle artık önceki dönemlere kıyasla çok daha hızlı bir şekilde arttığını söylüyor. Dünyanın yüzeyinden uzaya yansıyan güneş enerjisi, sera gazı nedeniyle uzaya ulaşamadan emiliyor ve buradan da tüm yönlere yayılıyor. Bu da hem atmosferin alt katmanlarının hem de dünya yüzeyinin ısınmasına neden oluyor. Sera gazı etkisi olmasaydı, dünya yaklaşık 30 derece daha soğuk bir yer olacak ve yaşam için elverişli bir ortam sunamayacaktı. Sanayi ve tarım faaliyetleri nedeniyle ortaya çıkan gazlar, daha fazla enerjiyi dünyada tutarak sıcaklıkların yükselmesine ve doğal sera gazı etkisinin daha fazla hissedilmesine neden oluyor. Bu durum iklim değişikliği ya da küresel ısınma olarak tanımlanıyor.

Isınmayı en fazla etkileyen sera gazı aslında su buharı… Su buharının atmosferde kalma süresi yalnızca birkaç günle sınırlı. Karbondioksit ise çok daha kalıcı niteliğe sahip. Mevcut miktarın okyanuslar gibi doğal rezervuarlar tarafından emilerek, sanayileşme öncesi düzeylere geri dönülmesi için birkaç yüz yıllık bir zaman geçmesi gerekiyor. İnsan kaynaklı karbondioksit emisyonlarının büyük bir bölümü fosil yakıtların kullanımından geliyor. Karbon emen ormanların kesilmesi, çürümeye bırakılması ya da yanmasıyla birlikte tuttukları karbon da açığa çıkıyor ve bu da küresel ısınmanın artmasına yol açıyor.

KÜRESEL ISINMANIN KANITLARI

Dünya Meteoroloji Örgütü, 2019 yılında ortalama sıcaklığın sanayi öncesi döneme göre 1,1 derece daha yüksek olduğunu açıkladı. Kayıtlara geçen en sıcak 20 yılın tamamı son 22 yıl içerisinde yaşanırken, 2015 ile 2018 arasındaki yıllar ilk dört sırayı aldı. Dünya genelinde, ortalama deniz suyu yüksekliği 2005 ile 2015 yılları arasında yılda 3,6 milimetre arttı. Bu artışın arkasındaki ana etkeni ısınmayla birlikte su düzeyinin de yükselmesi oluşturuyor.

Ancak son dönemlerde kutuplardaki eriyen buzulların deniz suyu yüksekliğinin artmasının ana nedeni olduğu düşünülmeye başlandı. Havaların ılınmasıyla birlikte birçok buz kütlesi de küçülmeye başladı. Kuzey Kutup bölgesindeki deniz buzu 1979 yılından bu yana önemli ölçüde azaldı. Grönland Buz Tabakası’ndaki erime rekor düzeylere ulaştı. Batı Antarktika Buz Tabakası da küçülüyor.

REKOR SEVİYEYE ULAŞTI

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) “iklim değişikliğinin ana etmenlerinden atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun 2018’de rekor seviyelere ulaştığı” açıklaması endişeleri artırdı. Birleşmiş Milletlerin (BM) alt kuruluşlarından WMO’nun son raporuna göre; 2017’de 405,5 ppm (milyon parça başına) olan atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonu, 2018’de 407,8 ppm’ye çıkmış durumda.

Atmosfere sera gazı salınım oranının geçen on yıl ortalamasından daha hızlı şekilde gerçekleştiği belirtilen raporda, karbondioksitin, atmosferde yüzyıllarca, okyanuslarda ise daha da uzun süre kaldığı uyarısında bulunuluyor. Raporda, “Bu uzun süredir devam eden eğilim yeni nesillerin, yükselen hava sıcaklıkları, hava koşulları, su stresi, deniz seviyesinin yükselmesi ile deniz ve kara ekosistemlerinde bozulma gibi iklim değişikliğinin giderek daha ciddi etkileriyle karşılaşacağı anlamına geliyor” deniliyor. WMO Genel Sekreteri Petteri Taalas’ın şu açıklaması bu nedenle çok önemli:

“Paris İklim Anlaşması’ndaki tüm taahhütlere rağmen atmosferdeki sera gazı yoğunluğu seviyesinde düşüş işareti gözlenmedi. Taahhütlerin eyleme dönüştürülmesi ve gelecek nesillerin refahı uğruna daha fazla çaba gösterilmesi gerekli. Dünya’nın, karşılaştırılabilir bir karbondioksit konsantrasyonuyla üç ila beş milyon yıl önce karşılaştığını hatırlatmakta fayda var. O zamanlar, sıcaklık 2-3 derece daha fazlaydı, deniz seviyesi de şu andan 10-20 metre daha yüksekti”

“HEDEFLER BEŞ KATINA ÇIKARTILMALI”

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), küresel iklim değişikliğinin yol açacağı kaosu önlemek için sera gazı salımlarının önümüzdeki 10 sene boyunca her yıl yüzde 7,6 oranında azaltılması gerektiğini söylüyor. UNEP, dünyadaki sıcaklık artışının bu yüzyıl sonunda 1,5 santigrat dereceyi aşmaması için, ülkelerin sera gazı salınımlarını azaltma hedeflerini beş katına çıkarması gerektiğine dikkat çekiyor. Buna göre, yıllık sera gazı salınımlarını azaltmak için belirlenmiş mevcut hedeflere uyulsa bile 2100 yılında dünyada sıcaklık artışı 3,2 dereceyi bulacak.

“Küresel sera gazı emisyonu artışını engelleme konusunda ülkeler bir bütün olarak sınıfta kaldı. Karbon emisyonunun çok daha fazla ve çok daha hızlı azaltılması gerekiyor” diyen uzmanlar, en zengin ülkelerin sera gazı salınımlarını azaltmak için gereken tedbirleri zamanında almadığı, bu gecikme nedeniyle çok daha hızlı hareket etmek ve daha yüksek hedefler belirlemek gerektiğini sürekli söylüyor.

EN ZENGİNLERİN ROLÜ NE?

BM Çevre Programı’nın raporunda özellikle zengin ülkelerin rolüne dikkat çekiliyor. En zengin 20 ülke dünyadaki sera gazı salınımlarının yüzde 78’inden sorumlu. G20 ülkeleri arasında ABD, Avustralya, Brezilya, Japonya, Kanada, Güney Kore ve Güney Afrika’nın, karbon emisyonunu azaltma konusunda mevcut hedeflerine ulaşmaları için çok daha ciddi önlemler almaları gerekiyor.

Türkiye, Hindistan ve Rusya’nın sera gazı salınımlarını azaltmak için belirledikleri hedefi yüzde 15 aşması gerekiyor.  Avrupa Birliği, Çin ve Meksika ise belirledikleri hedefe uyuyor görünüyor.

BAŞIMIZA DAHA NELER GELECEK?

  • İklim değişikliği, sıra dışı iklim olaylarının görülme sıklığını artıracak.
  • Dünya ısındıkça daha fazla su buharlaşacak. Bazı bölgeler daha yoğun yağmur alacak, bazı yerlerde ise daha fazla kar yağacak.
  • Denizden uzak kesimlerde kuraklık riski de artabilir. Fırtına ve yükselen deniz seviyesi nedeniyle daha fazla sel ve su baskını bekleniyor.
  • Tatlı su kaynaklarının azalması, yiyecek maddelerinin yetiştirilmesinde sıkıntılar yaşanması ve sel, fırtına ve sıcak hava dalgaları nedeniyle görülen can kayıplarının artması söz konusu olacak.
  • Bazı bitki ve hayvan türlerinin yok olacağı tahmin ediliyor.
  • Suyun kirlenmesinden kaynaklı rahatsızlıklar, sıtma ve yetersiz beslenme; milyonlarca kişinin sağlığını tehdit edebilir.
  • Küresel ısınmayla sıcaklığın artmasına yol açacak başka değişiklikler de olabilir. Yüksek bölgelerdeki bulunan donmuş toprak tabakasının (permafrost) erimesiyle çok yüksek miktarlarda metan gazının açığa çıkabilir.