Gerçekten organik mi?

  • Mayıs 2020

Organik ürün tüketirsek, daha sağlıklı olur muyuz? Yanıt; AB’nin hazırladığı “Organik gıda ve organik tarımın insan sağlığına etkisi” başlıklı raporda… “Bitkilerin besin içeriği büyük ölçüde üretim sisteminden etkilenmez” diyor ancak, böcek ilacına maruz kalmayacağımız için kronik ve akut riskleri azaltacağımızı söylüyor. Öyle az buz bir riskten de bahsetmiyoruz. Kanserden Alzheimer’a sayısız hastalığın önüne organik tarımla geçmek mümkün…

Markettesiniz. İki yumurta paketi yan yana duruyor. İkisinin de içinde eşit sayıda adet yumurta var. Ancak birinin fiyatı, diğerinin iki katı. Aradaki farkın nereden kaynaklandığını merak edip paketi inceleyince; pahalı olanın üzerinde “organik” ibaresini ve “organik tarım” logosunu görüyorsunuz. İşte o logo, paketteki ürünün “insan, hayvan ve çevre sağlığına zarar verecek herhangi bir kimyasal girdi ya da katkı maddesi kullanılmadan üretildiği”nin mührü demek. O mührü vuran ise aslında bu işi para karşılığında yapan bir şirket. Yani; bir sertifikasyon kuruluşu…

Hikayeye baştan başlayalım. Türkiye’de bir gıda ürününü “organik” olarak nitelendirebilecek 35 ayrı sertifikasyon firması var.[1] Bu firmalar, tüketiciye sunulan ürünün ‘Organik Tarım Esasları”na [2] uygun olup olmadığını denetlemekle mükellef. Peki bunu nasıl yapılıyorlar? Ürün, toprak ve sudan dönem dönem numuneler alıp analizler yaptırıyor ve gübre, pestisit gibi üretimde kullanılan girdilerin organik tarıma uygunluğunu kontrol ediyorlar. Bunun karşılığında da denetledikleri üreticiden para alıyorlar. Sistemin “bam teli” de burası. Zira, “parayı verenin düdüğü çaldığı” bir ortamda bu işleyiş; suistimal endişesi yaratabilir. Neyse ki Tarım Bakanlığı, sertifikasyon firmalarını denetliyor. Hatta o denetlemeler neticesinde, bazı firmaların sertifikasyon yetkilerinin iptal edildiğini de belirtelim. Yetkisi iptal olan firma, en az 2 yıllığına sistemden siliniyor. O firmanın kontrol ettiği üreticiler de eğer bir usulsüzlükleri tespit edilmişse yüklü para cezalarına çarptırılıyorlar.

Old man holding wooden crate filled with fresh vegetables – tomatoes, carrots, garlic and potatoes.

Diğer taraftan endüstriyel tarım diyebileceğimiz konvansiyonel üretimde ise üreticiyi bağlayan hemen hemen hiçbir koşul yok. Üretici, yetiştirdiği ürünü ister kendi, isterse de tüccar aracılığıyla neredeyse hiçbir denetim olmadan pazara ulaştırabilir. Bu cephede tek kontrol enstrümanı; il tarım müdürlükleri. Bu nedenle de organik ürünler, konvansiyonele göre daha sıkı bir denetime tabi diyebiliriz.

Aslında meseleye salt denetim eksenli bakmak da organik tarımın felsefesini ıskalamak anlamına gelebilir. Zira, organik tarımda temel prensip, “doğal yöntemlerle sürdürülebilir üretim” … Toprağa, suya, solucana, kurda, kuşa yaşam hakkı tanımak, ekosistemin tüm paydaşlarını dikkate alarak ekip biçmek… Haliyle bu felsefeyi benimseyen bir üreticinin güven endeksi, daha fazla ürün için çevreye ve mikro canlılara ölüm saçan kimyasalları hiç düşünmeden kullanan çiftçiye göre hayli yüksek. Ancak bazı çevreler, sertifika şartı aramadan doğal yöntemlerle yapılan tarımsal üretimin de aynı organik kadar değerli olduğunu savunuyor ve sertifikanın çiftçiye ek yük olduğunu dile getiriyor. Özellikle son yıllarda büyükşehirlerde artan topluluk destekli tarım örgütlenmelerinin temel çıkış noktası da bu…

Bir tarım ürünün organik olması, “kimyasal gübre, pestisit, hormon ve GDO tohum kullanılmadan üretildiği” anlamına gelir. Konvansiyonel olması ise, muhtemelen suni gübre ve pestisitlerle yetiştirildiğine işaret eder. Söz konusu Türkiye ise, GDO’lu tohum her iki tarım sisteminde de kullanılamıyor. Zira, Biogüvenlik Kanunu’na göre GDO’lu tohumla üretim yapmak zaten yasak.  

Diğer taraftan et, süt ya da yumurtanın organik olması; “hayvanın refahına dikkat edilerek yetiştirildiğini”, “doğal yemlerle mümkün olduğunca meralarda beslendiğini”, “GDO’lu yem tüketmediğini” ve “antibiyotiğe sadece hasta olduğunda maruz kaldığını” gösterir. Konvansiyonel hayvancılıkta ise, “GDO’lu yem kullanılır” ve “Antibiyotik, kümeslerde hastalık yaşanmaması amacıyla ve  düzenli olarak uygulanır”.

AB: Besinin içeriği, üretim sisteminden etkilenmez

Ön kabul; organik ürünlerin daha sağlıklı olduğudur… Peki bu algı gerçekten doğru mu? Yani, organik tüketim bizi daha sağlıklı yapar mı? Yanıt; AB’nin hazırladığı “Organik gıda ve organik tarımın insan sağlığına etkisi” başlıklı raporda. [3] Raporun temel savunusu şu:

“Bitkilerin besin içeriği büyük ölçüde üretim sisteminden etkilenmez… Organik de olsa konvansiyonel de olsa fark etmez; vitamin ve mineraller, benzer konsantrasyonlarda bulunur. Sadece organik ür fenolik bileşenler, bazı antioksidanlar ve aminoasitler organik bir miktar daha fazla olur.”

Ancak iki tarım sistemi arasındaki temel fark; son üründeki pestisit yoğunluğu, antibiyotik direnci ve kimyasal gübre kaynaklı kadmiyum yoğunluğunda ortaya çıkıyor.  Rapor, tüm bu risklerin organik tarımla azaltılabileceğini savunuyor; “Organik tüketim, böcek ilacına maruz kalmayla ilişkili kronik ve akut riskleri azaltır” diyor. Tabii öyle az buz bir riskten de bahsetmiyoruz. Zira, tarımsal üretimde kullanılan kimyasalların; kanserden IQ kayıplarına, Alzheimer’dan alerjik reaksiyonlara çok çeşitli hastalıklara neden olduğu biliniyor. Hatta aslında zehir olan ama “böcek ilacı” olarak lanse edilen bu formüllerin, kapsamlı bir risk değerlendirmesine tabi tutulmadan piyasaya sunulduğu da aşikar. Bu da insana sirayet etmesi halinde tam olarak ne gibi bir etkiye neden olacağının bilinmediği anlamına geliyor. Bu açıdan organik bir ürünü raftan aldığınızda, aslında beslenmek isterken farkında olmadan maruz kalacağınız çok sayıda zararlı maddeyi de bertaraf etmiş oluyorsunuz. Diğer taraftan ekosistemi koruyan bir üreticiyi destekliyor olmak da cabası.

Bir diğer avantaj da mevsime uygun beslenmek meselesi. Zira organik tarım yapan çiftçiler çoğunlukla mevsime uygun ürünleri yetiştiriyor. Sera üretimi kısıtlı oranda yapılıyor. Konvansiyonel tarımda ise, sera tipi üretim oldukça yaygın. Bu da tarım zehri anlamına geliyor. Çünkü, kapalı alanda yapılan üretim esnasında uygulanan kimyasallar, rüzgar ve yağmura maruz kalmadığı için geç çözünüyor. Ayrıca yapılan çalışmalarla, mevsim dışı sera üretiminde daha fazla oranda kimyasal kullanıldığı da kanıtlandı. Greenpeace Akdeniz’in yaptığı domates, salatalık ve biber araştırması, sonbaharda üretilen sebzede 3 kat daha fazla tarım kimyasalının bulunduğunu söylüyor… [4]

Neden pahalı?

Peki madem organik tarımın bu kadar avantajı var, neden tüm üreticiler organik tarıma geçmiyor? İşte bu noktada devreye, verim, maliyet, karlılık ve pazar gibi kapitalist sistemin parametreleri giriyor. Öncelikle organik üretimi; emek yoğun bir süreç. Mesela, arazinizde ot öldüren zehir kullanmıyorsanız, düzenli olarak ot temizliği yapmalısınız. Bu; daha çok çalışan ve dolayısıyla daha fazla maliyet demek. Ayrıca verimde de biyoteknoloji ve kimyasal bileşenlerin etkisiyle konvansiyonel tarım daha önde. Endüstriye bağımlı hale gelindiğini de not düşelim. Diğer taraftan organik üretimde pazar bulmak da güç. Bir hal ya da büyük kapasiteli depolar yok. Haliyle ürün kaybı daha fazla. Ürünlerin son kullanım tarihlerini haftalar ya da aylarca uzatan bazı koruyucu kimyasalların kullanılmaması da maddi kaybı artırıyor. Tüm bunlara bir de sertifika maliyeti ve nakliyat giderlerini de eklerseniz fatura iyice kabarıyor.

Son yıllarda şampuan, el ve yüz kremleri gibi kozmetik ürünler de “organik” ibaresiyle satılmaya başladı. Fakat, bir kozmetik ürününün organik olarak nitelendirilebilmesi için, ürünün en az yüzde 95’inin organik bileşenlerden oluşması gerektiği çok bilinmiyor.[5] (5)  Ancak birçok ürün, içeriğinde sadece yüzde 1’e tekabül eden bitki oranı organik iken “organik” etiketiyle satılabiliyor.  

Şaşırdık mı? Hayır…


[1] Tarım Bakanlığı, Denetlemeye Yetkili Kuruluşlar Listesi, https://www.tarimorman.gov.tr/Konular/Bitkisel-Uretim/Organik-Tarim/Yetkili-Kuruluslar-KSK

[2] 2004 yılında Organik Tarım Kanunu çıktı. Tarım ve Orman Bakanlığı da 2010 yılında ‘Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliği’ yayınladı.

[3] AP Organik Tarım Raporu https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/STUD/2016/581922/EPRS_STU(2016)581922_EN.pdf

[4] Soframızdaki Tehlike: Pestitist https://www.greenpeace.org/turkey/raporlar/soframizdaki-tehlike-pestisit/

[5] Organik Gerçeği, Yeni İnsan Yayınları, 2018