Herkes zeki olmak ister!

  • Mayıs 2020

Yıllardır aynı sorular etrafında dönüyoruz: Zeka mı yetenek mi? IQ testleri doğru söylüyor mu? Yeni nesil daha mı zeki? Desteklenmeyen zeka geriler mi? Çocuklarımız ‘zeki ama tembel’ mi?

Her toplumun en az yüzde 2’si üstün zekalılardan oluşuyor. Onları bulup ortaya çıkarmak -toplumun kaderini değiştirecek güçte olduğundan- büyük maharet. Zira; keşfedilmeyen zeka da büyük oranda geriliyor. Üstün tanısı almış sayısız çocuk ise bu ağır yükün altında eziliyor. Ailelerin beklentileri büyük ama çocuğun tek derdi, okulda oyuna karışmak olunca işler karışıyor.

Dr. Bahar Eriş, çocuklarda üstün zeka ve yetenek alanında uzman, eğitimbilimci-yazar. “Her Çocuk Üstün Yeteneklidir”, “Korkmasaydın Ne Yapardın” kitaplarında, MomTalks seminerlerinde, eğitimlerinde hep aynı vurguyu yapıyor: Her çocuk en iyisini hak eder! Bu soruya çokça aile “elinden gelenin en iyisini yaptığı” yanıtını verir zaten… Peki acaba çocukları da böyle düşünüyor mu?

Eriş, aile-okul-çevre üçgeni içinde sıkışan, en çok da zeki ve yetenekli olan, çocukların yaşadıklarını anlattı…

“Herkesin bir yeteneği var. Nadir olan, yeteneği, seni götürdüğü o karanlık bilinmeyen yere kadar izleyecek cesareti bulmak.” (Erica Jong)

  • Yetenek dediğimiz şey nedir? Herkeste bir yetenek var mıdır?

Doğal eğilimler önemli. Bu eğilimlerin eğitimle, disiplinli ve bilinçli bir çalışmayla, çevrenin desteği ile olgunlaşması sonucu ortaya çıkan ve toplumda değer gören beceriye; yetenek diyoruz. Her çocuğun içerisinde bir potansiyel var. Aramak ve bulmak gerekiyor. Ancak çoğu zaman yeteneklerin ortaya çıkacağı bir ortam sağlanmıyor.

  • Genetik midir temelde yetenek?

Evet, doğuştan getirdiğimiz belli birtakım yapısal özelliklerimiz var. Buna mizacımızı bile dahil edebiliriz. Bir çocuk kimsenin zorlaması olmadığında dahi; kendiliğinden bir eğilim gösteriyor. Ama tek başına yeterli değil. Disiplin ve içsel motivasyon da işin çok önemli bir parçası. Çocuk, ailesinin iteklemesiyle belki bir alanda beceri kazanabilir ama ya bir gün o dış motivasyon durursa? O nedenle, yetenek olgunlaşması temelde içsel motivasyon, irade ve azme bağlıdır.

  • Zaten asıl sorun burada değil mi, o azim ve irade nasıl kazanılacak?

Yapılan çalışmalar iradenin de; genetik ve çevrenin etkisiyle geliştiğini gösteriyor. Bu konuda en bilinen çalışma “lokum” (Marshmallow Experiment) çalışmasıdır. 1960’larda Walter Mischel’in yürüttüğü araştırmada, araştırmacılar lokumu çok seven çocukları teker teker bir odaya alıyor ve diyor ki; “15 dakika boyunca önünde duran lokumu yemezsen sana ikinci lokum vereceğim.” Çocukların üçte biri, çok iradeli bir biçimde bekliyor. Üçte biri bir süre bekliyor ama dayanamayıp yiyor. Üçte biri hemen yiyor. Yaş ilerledikçe dayanma süresi uzuyor. Bununla birlikte, yaş ve diğer koşullardaki farklılıklar ortadan kalktığında daha uzun süreyle bekleyebilen çocuklar olması, iradenin doğal eğilimlerle de ilişkili olabileceğini gösteriyor. İkinci konu ise; anne ve babanın nasıl bir model teşkil ettiği. Çocuğunun iradeli olmasını bekliyor ama her pazartesi günü diyete başlayıp salı günü bozuyorsa ne olacak? Aynı zamanda çocukların isteklerini anında yerine getirmek, irade kapasitelerini sekteye uğratıyor. Çocuklara beklemeyi ve sabretmeyi öğretmek gerekiyor. Pozitif düşünmek ve güven algısı da iradede çok önemli. Çocuklar çevrelerindeki yetişkinlere güvenmediğinde, irade kapasiteleri zayıflıyor.

  • Yeteneği ortaya kim çıkaracak? Çocuğun kendi kendine çıkarmasını her zaman bekleyemeyiz değil mi?

Nasıl bir ülkede, nasıl bir ailede doğduğunuz, nasıl öğretmenlerle çalıştığınız… Bunlar çok önemli. Picasso’nun babası; çocuğuna çok düşkün bir ressam ve resim öğretmeni. Onu doğru yöntemlerle büyütüyor. Fazıl Say’ın annesi klasik müziğe aşık. İdil Biret’e bebekten piyanoda ninni çalıyorlarmış.  Şimdi düşünüyorum; “Benim anneannem piyano çalacak…” İmkansız. En fazla “Yatağını yap” derdi bana…

  • Ama hepsi dâhi. Başarılı olmamaları garip olmaz mıydı?

Yetişkinliklerinde üstün başarıya ulaşmış insanlarla yapılan çalışmalara da bakalım. Çoğunun sıradışı bir farkı yok. Aileleri sıradan. Çoğu devlet okulundan mezun. O halde nasıl bu potansiyeli ortaya koymuşlar? Bir şeyleri doğru yapmışlar. Aileleri içsel motivasyon alanlarını bulmalarına alan tanımış, ardından da çok rutin bir çalışma programı belirlemiş onlar için. Ve bu programa da sadık kalmışlar. Ve bir şekilde bu ortamın oluşturulmuş olması, kişinin içsel çalışma motivasyonuyla birleşince yeteneğin olgunlaşmasını sağlamış.

“Zeka testi merak gidermez için yapılmaz”

  • Bir çok anne, baba, çocukların süper zeki, akıllı, müthiş yetenekli olduklarını düşünüyor, üstelik IQ testleri patlaması yaşanıyor Türkiye’de.  Aileler bu yanılgılara nasıl düşüyorlar?

Bu konuda Türkiye’deki ailelerle bir araştırma yapmıştım. Belli bir sosyo-kültürel düzeyin üzerindeki aileler, genellikle çocuklarını olumlu görme eğilimliydi. Daha düşük sosyo-ekonomik seviyeden aileler ise, üstün potansiyel tanısı alınca bile diyordu ki, “Yok yahu bizimki aptal. Durmadan soru soruyor, bir rahat bırakmıyor”… Bu hiperaktivite için de geçerli. Çocuğu çok hareketli olan üst sosyo-kültürel sınıf velileri, bu durumu üstün zekayla özdeşleştiriyor. Diğer uçtaki aile ise “Bu çok yaramaz” diyor. Bir diğer durum da şu: Çocuklara nasıl davranıyorsak, biz de erken yaşlardan itibaren benzer bir tavırla karşı karşıya kalmış olabiliyoruz. Ve çocuklarımızı kendimizle kıyaslıyoruz. Kendi yapamadıklarımızı çocuk yapınca, onu üstün sanıyoruz. Mesela çocuklarının dijital alandaki maharetlerini görünce üstün olduğunu düşünenler var.

  • Ama dijital devrim ve nesiller arası kültürel sıçrama çok sert oldu. Aileler ne yapsın?

Ailelerin bilinçlenmesi gerekli. Bilgiye açık olmaları, gelişmeleri gerekli. Çocuklarımızı kendimizle veya başka çocuklarla kıyaslamaktan uzak durmalıyız. Kıyas kötü bir şey. Çocuğu olduğu gibi görmek lazım. Gözlemci göz, çocuğu olduğu gibi görür. “Bu çocuk kim” diye bakar. Algılayan göz ise, çocuğu görmek istediği gibi görür. Zor olsa da, çocuklara bilimsel araştırmacı gibi olabildiğinde objektif gözlerle bakabilmeliyiz.

  • Sizce her çocuğa zeka testi yapılabilir mi?

Hayır; her çocuğa zeka testi yapılmamalı! Zeka testi merakı gidermek için yapılmaz. Çocuk yalnızdır. Veya aşırı bir hassasiyet içerisindedir. Bu yüksek bir zekayla bağlantılı olabiliyor. Sınıfta çok sıkılıyordur ama öğretmenin her sorduğunu biliyordur. Çocuğa uygun bir eğitim için test yapılabilir. Üstelik, yaygın uygulanan WISC-R bu nesile uygun ve güncel bir test değil. Çocukların puanları yüksek geliyor, şişmiş bir puan ortaya çıkıyor. Güncel olan test: WISC-4.

  • Zeka desteklenmezse geriler mi? Üstün zekalı çocukların potansiyeli değerlendirilmezse sıradanlaşır mı bu çocuklar?

Doğru yönlendirme ile uzun vadeye potansiyeli taşıyabilmek çok önemli. Erken dönemde çocuğa üstün zeka etiketi yapıştırılıyor. Sonra çocuklar “Ailem beni sadece bunun için seviyor.” diye düşünüyor. Ve yeni bir şey deneyemiyor. Denerse ve yanılırsa zeki unvanını kaybedeceğini düşünüyor. Oysa zeka beyinde yeni bağlantılar kurulunca gelişiyor. Ve uzun vadede bu zekada bir körelme yaşanabiliyor.

  • Eğitim sistemi içinde neler yaşıyorlar, zorlanmıyorlar mı?

Akademik olarak çocuklara ihtiyaçlarının gereği eğitim verilmediğinde olumsuz sonuçlar ortaya çıkıyor. Potansiyellerini ortaya koyamadıkları gibi, duygusal sorunlar da yaşıyorlar. Çok ilginç baş etme stratejileri izliyor bu çocuklar. Arkadaşları tarafından kabul görülmek için sanki potansiyeli yokmuş gibi davranıyor. Başarabilecekken, yapabilecekken, kendilerini geri çekebiliyorlar. O yüzden anlamak çok önemli.

Aileler ne yapsın?

  • Anne babalar gelecekleri için hangi hedeflere göre ilerlesin çocuklarını büyütürken?

Herkesin çocuğuyla ilgili ideali farklı olabilir. 4k’nın uyumu önemli: Karakter, kabiliyet, kalp ve kariyer. Psikolog William James’in bir sözü var; ‘’Potansiyelini gerçekleştirmemiş organizma zamanla hasta olur.” O yüzden potansiyele ulaşmak başta sağlık açısından önemli. Çocuğun mizacı nedir? Kapasitesi nedir? Ailenin buna saygı duyması ve desteklemesi lazım. Bir hedef belirleyip bilinçli, disiplinli, sistematik bir şekilde çalışması çocuğa öğretilirse, mutlaka sonucu güzel oluyor. Ailenin çocuk için yapması gereken, ona koşulsuz sevmesi. Yani “Ben seni; sen olduğun için, evladım olduğun için seviyorum” demek. Etiketlerin ötesindeki çocuğu görebilmek…

  • Uzun yıllardır annelerle çalışıyorsunuz. Türkiye’deki anneleri nasıl tanımlarsınız?

Türkiye’de kadın, anne olduğu anda bir anlamda yok oluyor. Kendi kimliği yerine sadece çocuk üzerinden, annelik üzerinden tanımlanmaya başlıyor. Ama şimdi farklı akımları görüyoruz. Birincisi “Başarı Odaklı Annelik” trendi… Sezgi yerine bilimsel bilgiyi baz alıyor, kontrolcülük var. Kuralcı, hatasız, mükemmeliyetçi… İkincisi; bağlanmaya dayalı ebeveynlik anlayışı. Tamamen çocuk odaklı. Bezi ne zaman bırakacak? Memeyi ne zaman kesecek? Çocuk karar veriyor. Son olarak da doğallığı ve serbestliği savunan bir grup anne var. Tüm kuralları ve uzman tavsiyelerini kenara koyup “Anneliğin iç sesini dinle. İçgüdün sana en doğrusunu söyleyecektir.” diyorlar.

Virüsle eve kapanan aileler birbiriyle tanışıyor

  • Sizce korona salgını nedeniyle eve kapanma süreci nasıl etkiler aileleri? Doğru yöntemleri bulma konusunda bir aydınlanma yaşar mıyız?

Her ailenin gerçekleri çok farklı. Kadına ve çocuğa şiddetin arttığı aile ortamları var şu anda. “Yok canım benim çocuğum böyle yapmaz” diyen bazı aileler şimdi diyor ki; “Bu çocuk masaların üzerinde yürüyor, bu benim çocuğum mu?.” Bazılarında birlikte geçirilen zamanlar bağları güçlendirirken, bazı ailelerde çatırdamalar yaşanabilir. Çünkü bir tanışma, tanıma dönemi… Bu güzel bir fırsat olarak değerlendirilebilir; çocuğunla ilişkini güçlendirmek için. İyi bir insan yetiştirmek için… Bugün ailelerin çocuklarıyla yaşadığı her etkileşim, geleceği şekillendiriyor. Bazıları belki psikolojik desteğe de ihtiyaç duyacak bu süreçten sonra. Öte yandan bazı insanlar bu süreci gerçekten çok iyi geçiriyorlar. Ne olacağını hep birlikte göreceğiz, şu anda sakin kalma ve elimizdekilerle, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışma zamanı…