Şimdi değilse ne zaman?

  • Mayıs 2020

Hukuk, toplumsal ve ekonomik gelişmelerden ayrı, soyut bir kavram olarak düşünülemez. Çünkü hukuk, hayatın kendisidir. İçinden geçtiğimiz bu kritik günlerde uluslararası hukuk ve evrensel kuralların önemi bir kez daha ortaya çıktı. Çünkü hiçbir yönetimin öngöremediği büyük krize hepimiz hazırlıksız yakalandık…

“Toplumsal ve ekonomik alanda yaşanması muhtemelen krizlerin önüne geçilebilir mi” sorusunun yanıtı aslında en çok hukuk alanında gizli. Ceza hukukçusu Doç. Dr. Hasan Sınar, daha iyi bir küresel sistemin anahtarlarını ScienceUp’a anlattı…

Gücü önemseyen yönetimlerin söz sahibi olduğu küresel bir düzende yaşıyoruz. Ve beklenmeyen bir salgını yönetme becerisi sağlayabilecekken, hukuk yetersiz mi kaldı? Yaşanan yetersizlikler neler oldu ve daha neler olacak? Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi, Ceza Hukukçusu Doç. Dr. Hasan Sınar’a göre; “21. yüzyılı idrak eden nesiller olarak bizler insanlık tarihinin tartışmasız en çok can alan temel meseleleri olan büyük savaşları, kitlesel açlığı ve nihayet salgın hastalıkları geride bıraktık. Kendimizi insanlığın geçmişinden bir tık daha yukarıda görüyorduk. Oysa koronavirüs salgını bu kibirli yaklaşımın hiçbir karşılığı olmadığını bir tokat gibi yüzümüze çarptı…”

Bu nedenle, aslında hepimizin biraz şaşkın ve çokça da tedirgin olduğumuzu söylüyor Sınar. Oysa 20. yüzyıl bölgesel ve evrensel mekanizmaların hayata geçirildiği bir dönemdi. Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi, hatta UNICEF’e kadar uzanan tüm bu mekanizmalar “bir yıkım olmasın” kurulmadı mı? Sınar “Bu kurumlar birer güvence olarak görülüyorlardı. Ama bu virüs salgını ile gördük ki, aslında bir eşitlik temeline dayanmayan tüm bu güvenceler çok zayıf ve yetersizmiş. Evrensel bir tehdit karşısında iskambil kuleler gibi dağılabiliyorlarmış…” diyor.  O halde bu kriz, küresel işbirliği ve uluslararası hukuk mekanizmalarının güçsüzlüğünü mü kanıtladı, doğru sistematik üzerine kurulmadığını mı? Sınar, şöyle yanıt veriyor:

“Her ülkenin gücü oranında söz sahibi olduğu hukuk yapılarında eşitlikten söz etmek mümkün değil. Evrensel bir tehdit karşısında her birinin çözüldüğünü, organize bir yardımlaşma ve dayanışma mekanizmasının oluşturulamadığını üzülerek tespit edebiliyoruz. Esas önemli tehlike, demokratik ülkelerde çok sesliliğin bu durumu güçleştirmesi ve otokrat rejimlerde ise başarılı bir sınav veriyormuş algısını oluşturuluyor olması…”

Ülkelerde hayat durma noktasına gelince, kaçınılmaz olarak hukuk sisteminin de etkilendiğini anlatan Doç. Sınar, iş, alacak, boşanma gibi uyuşmazlıkların çözülemez hale gelmesine dikkat çekiyor. Zira, icra takipleri belirli süre ile durduruldu, ticaret hayat büyük ölçüde durduğu için ticaret hukuku ve buna bağlı hukuksal faaliyetlere de ara verildi. Türkiye’de Adalet Bakanlığı tarafından hukuk sisteminin işleyişine ilişkin ulusal düzeyde alınan tedbirlerin -cezaevleri istisnası dışında- fayda sağlayacağını düşünen Doç. Sınar, “On binlerce hükümlüyü salıvermeyi planlamak yerine yapılması gereken, hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmayan tüm tutukluları adli kontrol tedbiriyle birer elektronik kelepçe takarak evlerine göndermek olabilirdi.” diyor.

Salgın döneminde dünya çapında kişisel verilerin fütursuzca paylaşıldığına, veri güvenliği açısından çok sakıncalı neticeler de söz konusu olacağına dikkat çeken Doç. Sınar, elektronik ticaret ve haklarının korunması ile özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması için ulusal yasalar ve uluslararası düzenlemelerin dönüştürüleceğini düşünüyor.

Doç. Sınar, diğer yandan bu tehdit atlatıldıktan sonra, kapitalizmin en gelişkin uygulandığı ülkelerde bile, neo-liberal yaklaşımların eskisi gibi taraftar bulamayacağını söylüyor, Hukuk düzeni uzunca bir süredir neoliberal bir kapitalist anlayışın dümen suyunda ilerlerken, daha fazla para kazanmayı, daha çok kâr etmeyi kutsayan bu anlayışın toplumda yol açtığı eşitsizliği, adaletsizliği ve sömürüsünü göz ardı etti. Artık tüm dünyada özellikle kamu sağlığının ve güvenliğinin sağlanması için daha toplumcu bir yaklaşım talep edilecek ve uluslararası hukuk kuralları da buna göre yeniden şekillenecek.” diyor.

Peki, küresel bir dönüşüm için, hukuk bize nasıl bir yol gösterici olabilir?Sınar şu yanıtı veriyor:

“Bugün yaşadığımız krizin, özellikle devlet aygıtının öncelikli amacını ve varoluş nedenini yeniden hatırlamamıza hizmet etmesi umudunu taşıyorum. Hukuk düzeni toplumsal piramidin en üst basamağındaki küçük çıkar gruplarına değil, geniş halk kitlelerinin menfaatleri doğrultusunda, daha toplumcu ve kamusal bir anlayışa evrilmek durumunda. Bu durum, adil bir vergi düzeni ile gelir eşitsizliğinin azaltılması, sosyal adalete hizmet eden kurumların güçlendirilmesi, sağlık ve eğitim hizmetlerinin kamusal bir bakış açısıyla toplum yararına uygun bir biçimde yeniden organize edilmesi gibi kapsamlı hukuksal altyapı değişikliklerini gerekli kılıyor.  Ben bu yaşadığımız krizin sonrasında, her ülkede sosyal devlet anlayışının egemen olmasına yönelik toplumsal taleplerin yöneticiler üzerinde büyük bir baskı oluşturacağını ve bu durumun tüm dünyada daha eşit ve adil bir geleceğe kapı aralayacağına inanıyorum.