Yapay zekânın iki yüzü

  • Mayıs 2020

Koronavirüs tüm dünyada sarsıcı etki yaratmadan önce, insanlık yapay zekânın iyi ya da kötü sonuçlar üretebileceğine pek çok kez şahit olmuştu. Yapay zekâ sayesinde “gözle görülemeyen bir bombayı tespit ederek milyonları kurtarma şansına sahip olabilen insan”, aynı yöntemler kümesini “söylemediklerimizi söyleten, yalan haberleri, görüntüleri güçlendiren videolar üretmek” için de kullanabiliyordu.

Hastalıklara yeni çareler üreten yapay zekâmız, mahrem sınırlarımızda sondajlar yapabilen, gizli kalmasını istediklerimizi iznimiz olmadan gün gibi açık edebilme gücüne sahipti. Bu durum etik değerlerle yapay zekâ üretmeyi gerekli kılmış, toplumlar bireyleri korumak adına KVKK, GDPR, HIPPA, FERPA gibi yasalar oluşturmuşlardı. Tüm bu kritik hamleler, korona virüsü ile önemli ölçülerde değişim gösterdi. Çünkü insanlık; dünyayı tehdit eden, bilindik haliyle yaşamı kökten değiştiren bir durumla karşı karşıya kalmıştı. Çareyi yapay zekâdan umarken, “çözüm gelsin de nasıl geliyorsa gelsin” fikriyle hareket etmeye başladık.

Çin, yapay zekâyı insanları “renklendirmek” için kullanıyor. Yeşil renk iseniz özgürsünüz. Sarı renk 7 gün, kırmızı renk ise 14 gün karantinada kalmak zorundasınız demektir. Çin’in hemen arkasından Singapur, benzer bir uygulama gündeme getirdi. Sosyal mesafe kontrol ediliyor, yaptırımlar uygulanıyor. Yüzümüzü Doğu’dan Avrupa’ya çevirelim; durumun orda da farklı olmadığını söylemek gerek. Özel olarak modifiye edilmiş dronlar, şehrin semalarında dolaşarak, öksüren hapşıran insanları etiketliyor, vücut ısılarını anlık olarak kontrol edip ateşi olanlar için onların izni olmadan güvenlik birimlerine bilgi veriyor, yüzlerini kayıt altına alıyor. Yani pandemi öncesinde şiddetle karşı çıkacağımız her uygulama, yeter ki kurtulalım fikriyle hayatımızın parçası oluyor. Bununla birlikte, medikal verilerin mahremiyeti de pandemi gündeminde aşıldı. Sağlık verilerinin, yüz görüntüleri ve diğer tüm verilerin yapay zekâya akması ile toplumda yeni sınırların çizilmesi mümkün hale geldi. Yeni kast sistemi de hasta olanlar, hasta olma potansiyeli taşıyanlar, taşıyıcılar ve sağlıklı olanlar üzerine kurulu.

Kim seyahat edecek, ekonominin canlanması için kim evinden çıkıp işe gitsin, hangi izinler kime verilsin sorularına cevap ararken, izinsiz derlenen ve işlenen veriler ile yapay zekâ hareket kabiliyetimizi, sınırlarımızı ve toplumsal rollerimizi bizden habersiz çiziyor. Yapay zekâ sayesinde belli bir metrekare içerisindeki belli bir insan sayısına ulaştığımız an, kameraları gözler gibi kullanarak, ilgili güvenlik güçlerini bilgilendirip müdahale imkanı kazandırıyor. Atom bombası da insanlığın enerjisine çare olsun diye üretilmişti, bomba olarak kullanılsın diye değil….

Ülkelerin aldığı bu önlemler salgını önlemede önemli adımlar olmasına karşın, ne yazık ki yapay zekâ mahremiyet sınırlarının delinmesinde kullanılıyor. Biz insanlar da gönüllü olarak katkı sağlıyoruz. İşlerimizi yürütmek adına kullandığımız video konferans sistemlerinin topladığı verilere duyarsız kalıyor, evimizde sıkışıp kaldığımız anları canlandırmak için kurduğumuz uygulamaların erişim gücünü önemsemiyoruz. 

Korona gündemi bittiğinde tüm bu delinen sınırların, erişilmiş olan mahrem verilerin nasıl bir pazarlama mantığıyla kullanılacağı, bize nasıl geri döneceği belirsiz. Yani insanoğlu yine çare olsun diye kurduğu hayali, yapay zekâyı, özel hayatlara atılan bir bombaya çevirebilme gücüne erişti. Bu bomba patladığı gün, etkisi yayıldığı gün, yine en kolayı seçecek, yapay zekâyı suçlayacağız. Halbuki insanoğlunun yeni çocuğu yapay zekâ, biz neyi verirsek ondan öğreniyor, neyi gösterirsek ona bakıyor ve neyi işaret edersek onu ele geçirmek için hareket ediyor.

Bu çocuğu, yeni yapay zekâyı, iki yüzlü kılan onun ebeveynleridir, insanoğludur.